Acelya

ACELYANIN DÜNYASI DOSTLUGUN VE SEVGININ TEK SIMGESI
 
PortalPortal  TakvimTakvim  AnasayfaAnasayfa  SSSSSS  GaleriGaleri  Üye ListesiÜye Listesi  Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları  AramaArama  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  

Paylaş | 
 

 20 Nisan 2011 Çarşamba, Günün Hikayesi,

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
sitekurucusu
Admin
Admin
avatar

Koç
Yılan
Mesaj Sayısı : 23648
Doğum tarihi : 01/04/65
Kayıt tarihi : 17/02/08
Yaş : 52
Nerden : insanligin oldugu yerden

MesajKonu: 20 Nisan 2011 Çarşamba, Günün Hikayesi,   Perş. Nis. 21, 2011 3:58 am



Günaydın!” dedi küçük kız salondaki saksının içinde
boy veren gelinciğe bakarken.
Önce ne olduğunu anlayamamıştı.

Yıllardır
yeşil, büyük yaprakları olan, kendi halinde bir saksı çiçeğiydi. Oysa
şimdi kocaman yeşil yaprakların arasından başını yukarıya uzatmış olan,
kırmızı renkli bir çiçek daha vardı.
Heyecanla mutfakta iş yapmakta olan annesine doğru koştu;

”çiçek
açmış, çiçek açmış! ” dedi arka arkaya. Annesi ne olduğunu anlayamadan,
eteğinden tutup, salona getirmiş, saksının içinde açan kırmızı renkli
çiçeği göstermişti annesine. “Bak anne, bak! Çiçek, çiçek açmış! ”
Annesi küçük kızının heyecanını, kocaman açılmış, meraklı, şaşkın ama
çok güzel ışıldayan gözlerini, görünce çok hoşuna gitmişti.
“Haklı çocuk” diye düşündü. “Gelincik görmedi ki bu güne değin.”
Oturdukları sitenin bahçesi vardı, ancak bahçıvan başka çiçekler ekiyordu bahçeye, gelincik yoktu bahçedeki çiçeklerin arasında.
“Mayıs ayının başlarında, en olmadık yol kenarlarında, meyve ağaçlarının
altında, tarlalarda karşımıza çıkıveren; alçak gönüllü, mahcup bir
zarafetle bizleri selamlayan bu masum, kırmızı gelincikler nerelere
gitti sahi” diye geçirdi içinden.
Annesi küçük kızına, o güzel çiçeğin adının “gelincik” olduğunu söyledi.
“Gelinciği kim getirip koymuş bu saksıya anne ?” diye sordu küçük kız.
Annesi o zamana değin, saksıda kendiliğinden ortaya çıkıveren gelinciği
nasıl da fark etmemiş olduğuna şaşırdı. Ama daha çok küçük kızının
gelinciği fark etmiş olmasına sevindi.
“Neden gelincik” demişler anne? Gelin mi olmuş? Küçük müymüş gelin olduğunda?”
Annesi, ona gelinciği ve gelinciğin hikâyesini anlatmaya karar verdi. Mutfaktaki işini bıraktı.
Gelinciklerin tıpkı diğer bitkiler ve canlılar gibi türlerini devam
ettirme çabasını gösterdiklerini, bu nedenle tohumlarının rüzgâr
aracılığıyla uçarak, toprak bulabildikleri yerde yeşermeye ve büyümeye
devam ettiğini anlattı.
Çocukluk yıllarında, gelinciklerin tarla dolusu olduğu yerlerde, iki
gelinciği bir araya getirip, nasıl gelin oluşturduklarını anlattı.
“Gelinciklerden bir tanesi gelinin duvağını, diğeri de kabarık eteğini oluşturur.
Duvak olacak olan gelinciğin yapraklarından biri ve sapı, dibinden kopartılır.
Kopartılan yaprağın oluşturduğu boşluktan gelinciğin iç ve orta kısmı
görülür. Ortasında; ince, uzun, siyah saplı tohumların arasında bulunan
küçük yumurta biçimindeki açık yeşil kısım gelinin yüzünü, uzun saplı
tohumları da gelinin saçlarını oluşturur. Yüzünün ön kısmına gelen siyah
tohumlardan bir kısmı kopartılır, böylece gelinin yüzü de ortaya çıkmış
olur.
Diğer gelincik ise gelinin kabarık etekliğini oluşturur, sapı 1,5 cm
kalacak şekilde kopartılır ve duvak yapılan diğer gelinciğin yüzünü
oluşturan kısma, aşağıdan tutturulur. Böylece iki gelincik çiçeğinden
bir tane “gelin” yapılır. Gelincikten yapılan bu gelin rahatlıkla ayakta
durabilir”
Annesi küçük kızına gelincikten gelini nasıl yaptıklarını anlatırken, o günlere geri gitmiştir.
“Kıpkırmızı, ince ve zarif yapraklarıyla, alçak gönüllü, mahcup ve onurlu Anadolu gelinleri gibidir gelincikler” demişlerdi.
Bir köy düğününde de görmüştü; gelinin başına, yüzünü de kapatacak
şekilde, kırmızı renkli, üzeri pullarla dolu, ince bir yemeni
örtmüşlerdi duvak yerine.
Beline de kalın, kırmızı bir kurdele bağlamıştı gelinin babası.
“Hakikaten gelinciğe benziyor” demişti içinden, geline bakarken.
O günden sonra gelincikleri bir başka sevmişti, onları korumak
istercesine bakardı gelinciklere. Gelinciklere kıyamaz, gelin yapmak
için bile olsa koparamazdı.
Saksıdaki gelinciğe baktı yeniden.
Başının alçak gönüllü bir şekildeki eğikliğine, incecik gövdesinin dimdik ve onurlu duruşuna baktı.
Ne de güzel görünüyordu. Diğer büyük yeşil yaprakların arasında, tüm
inceliğine ve mahcubiyetine karşın, dimdik ayakta durabilen, onurunu
koruyabilen zarafetine baktı gelinciğin.
Sanki gülümsüyor, selam veriyordu ona. Balkon penceresinden gelen esinti, gelinciğin başını hafifçe öne arkaya doğru sallıyordu.
“Gelincikten alacağımız çok ders var” dedi annesi, gelinciğe bakıp, gülümserken.
“Hoş geldin evimize”.
“İnsan köklerine sahip çıkmalı; özü sağlam, duruşu dik ve onurlu olmalı”
diye devam etti, kızına dönüp. “Özün iyiyse, köklerin sağlamsa her
zaman büyüyecek, yeşerecek bir toprak bulursun”.
“Dik durmak için kalın bir gövdeye sahip olmak da gerekmiyormuş, incecik
gövdeyle bile onurlu duruş sağlanabiliyormuş demek ki” dedi çocuk
annesine bakarak.
Gelinciğe yaklaştı, en sevimli gülümsemesiyle fısıldadı

“Seni seviyorum gelincik” .
“Anne, seni de seviyorum. Ben de her zaman dimdik ve onurlu duracağım”.

Dr. Asuman Akgün

_________________


Ahh…Yüregim eriyorken dilinde
Kavruk ve ürkek arzular diyarında
Ruhum esir düstü sana tutsagım yüreginde
En uzun gecemde en uzun siirim sana
Yüregi yüregime dokunan adam
benim babayüreklim ..
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://acelya.forumakers.com
 
20 Nisan 2011 Çarşamba, Günün Hikayesi,
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Acelya :: ACELYANIN GÜNLÜGÜ.Günü sözü:Günün Resmi.Günün Hikayesi:Günün Siiri:Günün Fikrasi-
Buraya geçin: