Acelya

ACELYANIN DÜNYASI DOSTLUGUN VE SEVGININ TEK SIMGESI
 
PortalPortal  TakvimTakvim  AnasayfaAnasayfa  SSSSSS  GaleriGaleri  Üye ListesiÜye Listesi  Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları  AramaArama  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  

Paylaş | 
 

 Eski ramazanlar yeni müminler...

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
sitekurucusu
Admin
Admin
avatar

Koç
Yılan
Mesaj Sayısı : 23648
Doğum tarihi : 01/04/65
Kayıt tarihi : 17/02/08
Yaş : 53
Nerden : insanligin oldugu yerden

MesajKonu: Eski ramazanlar yeni müminler...   Paz Eyl. 07, 2008 3:20 pm

ESKİDEN NEYSE Ramazan,
şimdi de odur. Ramazan değişmiyor, hiçbir zaman değişmedi ve değişmez
de. Çünkü ‘şehr-i Ramazan’ Kur’ân ayı, dua ayı, yardımlaşma ayı, şükür
ve fikir ayı, baştan sona içiçe ibadetlerle dopdolu bir kulluk
mevsimidir, Cennet yolunun üzerine kurulmuş bir pazar ve bir
‘alış-veriş merkezidir.’

Nefsin rağmına kulun melekleşmesi, şeytanın aksine Cennete ehil bir
hâle gelip Kur’ân’laşması, hevâ ve hevesâtının tersine Ramazanlaşması,
‘nimetleri hayvan gibi yutmanın’ terkiyle nimetleri nimet bilmesi,
nimeti vereni çok yakından tanıması, ‘nimet’ten ‘in’âm’a, ‘inâm’dan
‘Mün’im-i hakiki’ye ulaşması, kulluğu ve ibadetiyle bütün nimetlerin
gerçek sahibine kendini tanıtması ve ibadetleriyle sevdirmesidir.

Çaba ve gayret bu. Niyet ve maksat da bundan başka bir şey değil.
Sahurdan iftara kadar geçen süre içinde kulun kendini bir murakabe
altına almasıdır, ciddi bir muhasebeye tabi tutmasıdır.

Özellikle ağzı oruçlu olduğu için, midenin ağlamasına, inlemesine,
sızlamasına ve kıvranmasına karşılık, nefsin sesini kısması, sinmesi ve
boyun bükmesidir; kalbin ise huzura ermesi, ruhun rahatlamasıdır. Duygu
ve latifelerin sağlam ve gerçekçi bir çizgi içinde bulunmasıdır.
Cennetin ‘Reyyan’ kapısından esen nurlu nesîmi soluklaması ve içine
doğru çekmesidir.



Ramazan bütün ibadetleriyle birlikte gerçek anlamda “fakr” mesleğinin
yaşanması, fakirlikle “fahr” etmenin ve övünmenin anlaşılması, Allah’ın
gınâsı karşısında kulun kendi yoksulluğunu dile getirmesi, böylece
ebedi zenginliğe ermenin idrakine varılmasıdır.

Ramazan, kişinin “acz” mesleğini iliklerine kadar hissetmesi, bir çocuk
gibi, acziyle sonsuz kudretin tecellisine ayna olmasıdır. Kulun
“hiç”liğinin farkına vararak rahat bir nefes almasıdır; sırtındaki
bütün yükleri atması, belini büken ne kadar ağırlıklar varsa ondan
kurtulması, “teslim” ve “tevekkül”ü bütün incelikleriyle hayatına
geçirmesi, Rabbine karşı “Sen benim Rabb-i Rahîmimsin, ben ise senin
âciz bir kulunum” niyazında bulunmasıdır.

Bundan dolayıdır ki, bir mü’min için “eski Ramazanlar” da böyleydi,
“yeni Ramazan” da, bütün gelecek Ramazanlar da böyledir ve böyle
olacaktır.



Günümüzde olduğu gibi, “Ramazan”ın manasına yabancı olan insanlar,
tarih boyu Ramazan’ları kendilerine göre değiştirmişler, kişisel
alışkanlıklarını, nefsî arzularını öne çıkarmışlar, birtakım özlem ve
beklentilerini de içine katarak “ah”lar, “vah”lar ve “eyvahlar” çekerek
hayıflanmışlar.

Her Ramazan ayının gelişiyle birlikte, gazetelerde bu çeşit iç çekmeler
yazılır, çizilir; radyo ve televizyon konuşmalarında “Nerede o günler,
o günler başkaydı” gibi sözler söylenir ve anlatılır.



“Nerede o eski Ramazanlar?” sözünü söyleyenler, iki kısımdır. Birinci
kısma girenler, başta temas ettiğimiz gibi, Ramazan’ı bir ibadet
mevsimi olarak görenlerdir. Yüz yıl öncesinde yaşanan bazı sünnet ve
güzel âdetlerin bir kısmının bu günkü toplumda unutulmaya yüz
tutmasındandır şikayetleri.

O zamanlar Ramazan gelince bazı zenginler ve devlet erkânı bir ay boyu
konaklarını açık bulundururlar, herhangi bir davete gerek kalmadan
herkes iftar saatinde kapıdan içeri girer, iftarlarını yaparlar,
teravihlerini kılarlar, dualarını ederler, çıkarken de bir kese içinde
“diş kira”larını da alarak evlerine dönerlerdi. Kendilerine, “Kimsin,
nesin, necisin, nereden geldin?” gibi sorular sorulmazdı. Rahatça yer,
içerler, sonra da kalkar giderlerdi.

Bir de “sadaka taşları” geleneğinde olduğu gibi, mahalledeki fakir
fukara araştırılır, sorulur, öğrenilir, ona göre ihtiyaçları
karşılanır, rencide edilmezdi. Çünkü, bu fakirler, Kur’an’ın, “Sen
onları yüzlerinden tanırsın, yoksa onlar insanlardan ısrarla bir şey
istemezler” (Bakara, 2:273) diye tarif ettiği insanlardı ve merhamet
onlardan esirgenmezdi.

Eski Ramazan özlemini duyanların ikinci kısmı ise, Ramazan’ı bir
eğlence ve bir vakit geçirme mevsimi gibi görüp, Ramazan gecelerini
gaflet içinde geçirenlerdir. Bunların muakkipleri bugün zaten
fazlasıyla var.

“Direklerarası eğlenceleri, karagöz-hacivat gösterileri” ve benzeri
programlar o zamanlar da yapılıyordu, şimdilerde de
“modernleştirilerek” devam ettiriliyor.

Ramazan’la uzaktan yakından alâkası olmayan bu çeşit gelenek ve
alışkanlıkların, “Ramazanlaşan” bir mü’min için bir anlam taşımadığı
zaten açık ve bellidir.

Bu anlayışta olanlar bayramı da aynı kategoriye tabi tutuyorlar.
“Bayram” denince, gezme, tozma, tatil yapma, oyuna eğlenceye gitmeyi
anlıyorlar. Bayramlaşma, dost-akraba ziyareti, konu-komşu görüşmeleri
ve hediyeleşme gibi İslâmî âdetleri bir tarafa bırakarak bayramı bir
keyf ve zevk “malzemesi” yapıyorlar. Oysa Ramazan ayı gibi bayram da
bir tür ibadet mevsimi ve fırsatıdır, bayram gecesi Ramazan geceleri
gibi mübarek ve kutsaldır.

Her meseleye maddî ölçülerle, dünyevî bakış açısıyla, menfaat
hesabıyla, zevk ve keyf düşüncesiyle bakan kişiler için, Ramazan ayı da
bir eğlence mevsimine dönüşmüştür.

Ramazan’la ve oruçla uzaktan yakından bir âşinalığı olmayan Bektaşi hiç
sahura kalkmıyormuş. Ama iftar sofrasına herkesten önce koşuyormuş.
Demişler, “Erenler, sahura kalkmıyorsun, oruç da tutmuyorsun, iftara
neden herkesten önce koşuyorsun?” Cevap vermiş, “Bütün bütün mü,
Ramazan’ı terk edelim.”

“Ramazan” denince aklına sadece iftar sofraları gelen, “Ramazan
geceleri”nden söz edilince “meddah, karagöz, saz ve çalgıdan” başka bir
şey bilmeyen ve tanımayan insan, “Eski Ramazan”lardan hayıflansa ne
fark eder, yeni Ramazan’lardan dert yansa neye yarar...

Yaşanan “en eski Ramazan” olarak bildiğimiz Saadet asrındaki Ramazan
gecelerine baktığımızda Ramazan’ı bütün güzelliği ve şirinliğiyle
tanıyoruz. Ramazan ayının son on günü gelince Hz. Peygamber
Aleyhissalâtü Vesselâm kendisi sabaha kadar uyanık kaldığı ve sürekli
ibadetle meşgul olduğu gibi, ailesini de aynı şekilde ayık ve uyanık
olarak tutar, onların da sabaha kadar ibadetle meşgul olmalarını temin
ederdi.

Hadislerde geçtiği üzere, “son on gece” anlamında “leyâli-i aşr-ı
evâhır” meşhurdur. Hatta Peygamberimiz, Ramazan’ın son günlerinde
itikâfa çekilir, dünyevî meşguliyetlerden uzak durur, günün bütün
saatlerini ibadete ayırırdı.



Bugün Medine-i Münevvere’de Asr-ı Saadetten kalma aynı âdet ve gelenek
devam ediyor. Ramazan’ın son on gününde onbinlerce mü’min abdest alma
gibi zaruretlerin dışında hiçbir şekilde Mescid-i Nebevi’den dışarı
çıkmıyor. İstirahatını da orada yapıyor.

Ramazan ayı boyunca ise, başta Mescid’in içi olmak üzere dış avlusu ve
çevresi bir milyona yakın insanın iftar yapabileceği şekilde
düzenleniyor, ona göre organize ediliyor. Akşam ezanıyla birlikte iftar
saati girer girmez, bir anda yüzbinlerce insan tek bir işle meşgul
oluyor, Resulullahın (a.s.m.) huzurunda, onun sofrasında iftar etme
zevkini yaşıyor...

İşte benim de özlediğim, son yıllarda Rabbimin ihsanıyla bizzat
yaşamaya çalıştığım ve her mü’minin burnunda tüten ve tatlı bir özlem
duyduğu, tarih açısından eski, ama hazzı ve tadıyla yeni olan ve her
zaman yenilenen, hep taze ve orijinal kalan “eski Ramazanlar” bu
Ramazan’dır.

Kıymeti bilinince özlenen, özlenince gelişi iple çekilen, geldiğinde de bizden memnun olarak dönen Ramazan bu Ramazan’dır.


Bundan dolayıdır ki, Peygamber Efendimiz, “Eğer ümmetim Ramazan’ın
kıymetini hakkıyla bilmiş olsaydı, yılın bütün günlerinin Ramazan
olmasını isterdi” buyururlar. Ne mutlu ki bu niyeti taşıyan her mü’min
yılın tamamını sevap cihetiyle Ramazanlaştırmış olmaktadır.

_________________


Ahh…Yüregim eriyorken dilinde
Kavruk ve ürkek arzular diyarında
Ruhum esir düstü sana tutsagım yüreginde
En uzun gecemde en uzun siirim sana
Yüregi yüregime dokunan adam
benim babayüreklim ..
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://acelya.forumakers.com
 
Eski ramazanlar yeni müminler...
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» en yeni espriler
» ARADIĞINIZ ACAPELLALAR
» Yeni Nesil Grafiker Forumu ! - Grafikcell

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Acelya :: RAMAZAN ÖZEL-
Buraya geçin: