Acelya

ACELYANIN DÜNYASI DOSTLUGUN VE SEVGININ TEK SIMGESI
 
PortalPortal  TakvimTakvim  AnasayfaAnasayfa  SSSSSS  GaleriGaleri  Üye ListesiÜye Listesi  Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları  AramaArama  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  

Paylaş | 
 

 Allah Dostları Ramazanı Nasıl Yaşıyorlardı?

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
sitekurucusu
Admin
Admin
avatar

Koç
Yılan
Mesaj Sayısı : 23648
Doğum tarihi : 01/04/65
Kayıt tarihi : 17/02/08
Yaş : 53
Nerden : insanligin oldugu yerden

MesajKonu: Allah Dostları Ramazanı Nasıl Yaşıyorlardı?   Paz Eyl. 07, 2008 3:28 pm

Bütün Allah dostları hayata "Her geceyi Kadir, her geleni Hızır bilin"
düsturuyla bakarak hareket ettikleri için zamanın bütününe bir
mübareklik katıyorlar. Bu hal öyle bir noktaya geliyor ki artık onlar
için zaman ve mekân farkı kalmıyor. Onlar hep ilâhi mevhibelerin tatlı
esintileri karşısında göz ve gönülleri Rablerine ayarlı bir hayatta,
O'nun emirlerine harfiyen uymanın gayretine düşüyorlar.

Bütün Allah dostlarının en büyüğü ve Allah'a en yakın olan hiç şüphesiz
kainatın onun yüzü suyu hürmeti yaratıldığı fahri alem Efendimiz'dir.
Bu vesile ile Allah dostlarının ramazanlarını anlatacağımız iki-üç
yazılık bir dizide en başta Efendimiz'in Ramazanını koyuyoruz.

Allah Resulu ashabını büyük bir dikkatle Ramazana hazırlıyordu.

Allah Resulu (sas) ümmetini Ramazan gelmeden önce manevi anlamda
Ramazan ayına hazırlamıştır. Bunun için kendisi oruç tutarak, sadaka
vererek ve geceleri kalkıp namaz kılarak ümmetine bu ayların nasıl
değerlendirilmesi gerektiğini de bizzat göstermiştir. Ümmetine önce
Recep ayının kendi ayı olduğunu hatırlatan Allah Resulu bu ayın
faziletini bu şekilde açıkladıktan sonra ardından Recep ayının da
Allah'ın ayı olduğunu ifade ederek bu ayın manevi değerini ifade
etmiştir. Bu iki mübarek aydan sonra gelen ay ise ümmetinin ayı olan
Ramazan ayıdır. Ve bu ayın mükafatı yine Allah Resulu'nun ifadeleri
içersinde, paha biçilmezdir bu yüzden bu ayın değerini ancak Allah
bilebilir.

Bütün bu ifadelerle Allah Resulu ümmetini gün gün, adım adım Ramazan'a
ve onda coşan rahmete hazırlayıp onların ebedi kurtuluşunu
arzulamıştır.

Allah Resulu bu aylarda sürekli Ramazan'a hasret bir halde yaşarken bir
yandan da "Allah'ım bize Receb'i ve Şaban'ı mübarek ve bereketli kıl ve
bizi Ramazan'a eriştir" diye dua etmiştir. Ramazan'a eriştikten sonra
da her zaman olduğu gibi kullukta sürekli zirvede bulunan Allah Resulu
yine aynı şekilde davranarak kendisini Ramazan'a kavuşturan Rabbine
şükür ve niyazlarını kat kat artırmıştır. Allah Resulu bu konuda Ebu
Hüreyre'nin (r.a) ifadesiyle "Resulullah (sav) onları, kesin bir emirde
bulunmaksızın Ramazan gecelerini ihyaya teşvik ederdi. (Bu maksatla):
"Kim ramazan gecesini, sevabına inanarak ve bunu elde etmek niyetiyle
namazla ihya ederse geçmiş günahları affedilir." derdi.

Hz. Aişe Allah Resulu (sav) Ramazan'da, diğer aylarda görülmeyen bir
gayrete girerdi. Hz. Aişe'den rivayet edilen bir başka hadiste Allah
Resulu Ramazan ayında bize nasıl davranmamız gerektiğini öğretiyor.
"Resulullah (sav) Ramazan ayında, diğer aylarda görülmeyen bir gayrete
girerdi. Ramazanın son on gününde ise çok daha şiddetli bir gayrete
geçerdi. Son on günde geceyi ihya eder, ailesini de (gecenin ihyası
için) uyandırırdı."

Abdülhakim Arvasi Hazretleri ve Ramazan

Seyyid Abdülhakim Arvasi hazretleri 11 ayın sultanına tâ Receb-i
Şerif'ten hazırlanırlarmış. Her ne kadar hilali gözleseler de mübarek
ayın girdiğini kokusundan anlarlardı. Ramazan ayını büyük bir fırsat
bilir, direklerarasında vakit geçirenlere çok şaşarlardı. Hatta ona
göre insanlar bir ay boyunca kalabalık yerlerden kaçmalı, fikrini
zikrini bozmamalı, evlerinde oturup hûşu içinde dua ve zikir
yapmalıydı. Dergahta top atılır atılmaz lokmalara saldırılmaz, önce
cemaatle namaz kılınırmış.

Bütün Allah dostları gibi Efendi hazretleri de Server-i Kainata uymaya
çok özen gösterir "Ben kulum kullar gibi yerde yerim" hadis-i şerifini
nakleder ve misafirlerini yer sofrasına buyur edermiş. İcab ettiğinde
masada yedikleri de olurmuş. Çatal, kaşık kullanırlar, başlarını
örterlerdi. O zamanlar hurma zor ele geçerdi ama bulunursa iftarı
mutlaka hurma ile açarlar, olmazsa zeytin veya suyu seçerlerdi.

Sofraları mütevazıydı, bazen yoğurdun üzerine iki kaşık şeker serper,
tatlıya buyurun derler, tabakların mutlaka sünnetlenmesini ister,
yoğurdu bitmiş kaseyi suyla çalkalayıp temizler, "oh ayranımız da" oldu
derlermiş. Kaşgari Mescidi'nde de teravih kılınır ama tâdil-i erkâna
çok dikkat ederlerdi. Rüku ve secdede rahat rahat üçer defa tesbih
okuyacak kadar durur kavmede ve celsede (iki secde arasında ve rükudan
sonra) vücudun sükuna ermesine özen gösterir, hatta bir salavat
okuyacak kadar beklerlerdi. Efendi hazretleri namazı çok ciddiye alır
"İllâ namaz illâ namaz" derlerdi.

Alvarlı Efe Hazretleri ve Ramazan

Bütün Allah dostlarında görülen üstün özelliklerin bütünü Alvarlı Efe
Hazretlerinde de vardır. Efe Hazretleri, 90 yıllık ömrü boyunca
zahidane bir hayat sürmüş, dünya malına gönül vermemiş, fakir ve
yoksulların elinden tutmuştur. Tevazu, vakarı, cömertliği ve
misafirperverliğiyle herkesin takdir ve beğenisini kazanmıştır.
Kendisini yakînen tanıyanların anlattıklarına göre Alvarlı Efe
Hazretleri; düşkünlere, hastalara bir baba gibi şefkat gösterir,
dertlerine çare ararmış.

Erzurum'un en önemli özelliklerinden birisi de Rahmet ve Merhamet ayı
olarak görülen Ramazan ayına gösterilen saygıdır. Bu yönüyle Erzurum'da
Ramazan daha bir farklıdır. Bu ayda bütün Erzurumlular oruç tutar, yeni
oruç tutmaya alıştırdıkları çocuklarına da bu günün özel olduğunu
hissettirmek için özel merasimler düzenlerler.

Duygu ve düşüncelerini daha çok yazdığı kaside ve mısralarla dile
getiren Avlarlı Efe Hazretleri Erzurum'un bu özelliğini şöyle dile
getiriyor:

Ramazan'da bir âl–i şân ederler,
O şehr–i siyam–ı zî–şân ederler,
Fakirler gönlünü gülşen ederler,
Mevlâ'ya emanet olsun Erzurum.

Civanlar pîrlere hürmet ederler,
Duasın almaya gayret ederler,
Ramazan'a güzel hürmet ederler.
Mevlâ'ya emanet olsun Erzurum.

Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri ve Ramazan

Mübarek gün ve gecelere son derece ehemmiyet veren Bediüzzaman
hazretleri özellikle Ramazan ve Kadir Gecesi gibi mübarek zaman
dilimlerini değerlendirmek için uyumaz, bu gecelerde evradü ezkarla
meşgul olurdu. Özellikle Kadir Gecesinde "Herbir hasenenin Leyle-i
Kadir'de otuzbin" sevabı olduğunu ifade eden Bediüzzaman Hazretleri "Bu
geceler, elli senelik bir ibadet hükmüne geçebilir. Onun için elden
geldiği kadar Kur'an'la ve istiğfar ve salavatla meşgul olmak büyük bir
kârdır." diyerek bu gecelerin mutlaka bu şekilde değerlendirilmesini
işaret buyururlar. (Şualar 14. şua S. 426)

Üstadın 1953'te Fatih Çarşamba'daki evinde üç ay kadar misafir olarak
kalan talebelerinden Mehmet Fırıncı ağabey bir Ramazan ayında Üstad
Hazretleri'nin özellikle geceleri hiç uyumadığını, O'nun bu mübarek aya
has bir usulunün olduğunu belirterek söz konusu usulünü şöyle izah
ediyor. "Üstad Hazretleri bize derdi ki: 'Ramazan'da insan oruçla
ibadet halinde olduğundan, uykuda da olsa farz bir ibadeti ifa etmiş
oluyor.' Her dakikası bire bin verebilen bir ayda ibadetsiz bir zaman
boşluğu bırakmak istemiyordu. Onun için iftardan sonra zaten akşamla
yatsı arası kendisinin her zaman normal olarak evrad vaktidir. Tâ
sahura kadar, İmsak vakti girer girmez hemen sabah namazını kılar,
tesbihatı kendisine mahsus ifadan sonra istirahata çekilirdi. Tâ
kuşluğa kadar. Ondan sonra kalkar, gene Nur dersleri ve evrad-ezkâr ile
meşgul olurdu. Üstad Hazretleri geceleri çok parlak ışıkta evrad ve
ezkâra devam ederdi. Loşluktan hoşlanmadığını görürdüm."

Ramazanoğlu M. Sâmi Efendi ve Ramazan

Ramazanoğlu M. Sâmi Efendi, Ramazan ayında her zamankinden daha fazla
ibadet yoğun bir iklim yaşardı. Ramazan'da bol bol Kur'an okur ve
defalarca hatmederdi. Her zaman cömertti ama Ramazan'da ayrı bir
sehâvet heyecânı duyardı. Kapıya gelen sailleri (isteyenleri) asla boş
çevirtmezdi. İftar için evine misâfir çağırır, onlara hizmet etmekten
haz alırdı. Dostlarının davetlerine de icâbet eder, onlarla birlikte
iftar sofrasında bulunurdu. İftar öncesi ezana kadar sohbet ederdi.

M. Sâmi Efendi Ramazan geceleri teravih namazlarının hatimle kılındığı
dostlarının evine gider ve ilerlemiş yaşına rağmen ayakta cemâate
katılırdı. Namazda huzur ve huşûun bozulmamasına ayrı bir titizlik
gösterirdi. Hatta secdeye inildiği sırada dizlerin hızlıca yere
çarpılmasından çıkan sesin huzûru ihlâl ettiğini bu yüzden ihvânın daha
dikkatli olmalarının faydalı olacağı uyarısında bulunmuştu.

Teravih namazından sonra uzun kış gecelerine rastlayan teravih sonrası
sohbet yapardı. Sohbetlerini M. Asım Köksal'ın İslâm Tarihi kitabı ile
İmam Şarânî'nin Tenbîhu'l-Muğterrin kitaplarından yapardı.

Fethullah Gülen Hocaefendi ve Ramazan

Hocaefendinin yakınında bulunanların gözlem ve ifadeleri içersinde
"Hocaefendi'nin her ramazanın ilk gününden itibaren bir ibadet
iştiyakına ve kulluk anlayışına bir kere daha şahit oluyoruz. Belki son
yirmi senedir hemen her Ramazan başlangıcında olduğu gibi, bu sene de
Kur'an ayı şafakta tüllenmeye durduğu günlerden itibaren doktorlar:

"Oruç tutmanız tehlikeli olabilir; Allah korusun, şeker krizi ve kanın
pıhtılaşmasına bağlı damar tıkanıklığı ihtimali var." diyorlar. Böyle
bir ikaz karşısında, ibadet aşığı Zat, bir kere daha tabiatını
seslendiriyor: "Oruç tutmazsam o zaman zaten ölürüm!"

Hüzünlü Gurbet'in garibi, gün boyu şeker ve tansiyonunu dengede
tutabilmek için çok gayret ediyor. İftarda ve sahurda ani şeker
yükselmesini engellemek maksadıyla insülin iğnesi kullanıyor. Gün
içinde meydana gelebilecek hipoglisemiye (hâlsizliğe, aşırı terlemeye
ve hafif baygınlığa yol açacak şekilde kanda normalden daha az şeker
bulunması haline) mani olmak için insülini belli bir dozda alması
gerektiğinden dolayı her gün ince ince hesaplar yapıyor; iftarda kısa
ve uzun tesirli karışım insülini, sahurda da sadece kısa tesirli
olanını alarak kan şekerini normal sınırda tutmaya çalışıyor. Şeker
düzensizliğinden ve susuzluktan dolayı kanın pıhtılaşma eğilimi artması
sebebiyle damar problemleri yaşamamak için içtiği suyun miktarına bile
çok dikkat ediyor. Ani şeker düşmesi ihtimaline binaen, tehlike anında
hemen alabileceği konsantre şekerini de yanından ayırmıyor ama ağız
yoluyla bir şey alıp orucunu bozma yerine, ihtiyaç halinde şırınga
yaparak kefaretten kurtulup sadece kaza tutma düşüncesiyle glucagon
iğnesini de masasında hazır bekletiyor.

Düşünebiliyor musunuz, biz elimizde hurma iftar etmeyi beklerken, o
insülinin aksine şekeri yükselten glucagonla ezan vaktini intizar
ediyor ve bazı günlerde orucunu onunla açtığı da oluyor.

Genellikle, öğle namazından sonra ayakta kalacak derman bulamıyor.
Namazı en arka safta, zorlukla tamamlıyor. Nafileleri oturarak kılıyor.


Ah o iftar vakitleri...

Gün guruba kayınca, artık kafasını taşıyacak kadar bile mecali olmuyor.
Koltuğa yaslanıyor, başı bir tarafa düşmüş vaziyette durup ezanı
bekliyor. Fakat o anda bile dudakları kıpırdıyor; vücudu yorgun olsa da
gönlü dipdiri, Allah'a yöneliyor, derdini O'na döküyor, istek ve
ihtiyaçlarını bir bir O'na arz ediyor... Onu o halde görenlerin
kimileri, derin bir nefis muhasebesi ve "Ben de oruç mu tutuyorum ki?"
şeklindeki iç hesaplaşmasıyla, onun dualarına "amin" diyorlar; kimileri
de aynı istek ve talepleri yanaklarından süzülen gözyaşlarına
yükleyerek hal diliyle terennüm ediyorlar. Kalpler ortak hislerle
atıyor; o an tek bir duygu benlikleri sarıyor: "Ne olur Allah'ım,
sadece Senin rızanı arayan ve ona ulaşmak için bunca sıkıntıyı şerbet
gibi yudumlayan şu kulunun dualarını kabul eyle!.."

_________________


Ahh…Yüregim eriyorken dilinde
Kavruk ve ürkek arzular diyarında
Ruhum esir düstü sana tutsagım yüreginde
En uzun gecemde en uzun siirim sana
Yüregi yüregime dokunan adam
benim babayüreklim ..
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://acelya.forumakers.com
 
Allah Dostları Ramazanı Nasıl Yaşıyorlardı?
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Evvabin namazı nedir, nasıl kılınır?
» Psd Nasıl Yapılır?[Resimli]
» SAÇ KESİMİ??
» Hobilerimiz

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Acelya :: RAMAZAN ÖZEL-
Buraya geçin: