Acelya

ACELYANIN DÜNYASI DOSTLUGUN VE SEVGININ TEK SIMGESI
 
PortalPortal  TakvimTakvim  AnasayfaAnasayfa  SSSSSS  GaleriGaleri  Üye ListesiÜye Listesi  Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları  AramaArama  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  

Paylaş | 
 

 Ramazan-i Serif ve Oruç

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
sitekurucusu
Admin
Admin
avatar

Koç
Yılan
Mesaj Sayısı : 23648
Doğum tarihi : 01/04/65
Kayıt tarihi : 17/02/08
Yaş : 53
Nerden : insanligin oldugu yerden

MesajKonu: Ramazan-i Serif ve Oruç   Paz Eyl. 07, 2008 3:30 pm

Oruç ayi olan Ramazan-i Serîf, feyizli bir hayatin yasandigi mübârek
bir mükâfât ayidir. Nâil oldugumuz sayisiz nîmetlerin kadrini
hatirlatan bu ayda, fânî lezzetlerden vazgeçip bâkî lezzetlere nâil
olmanin sirrina, Hakk Teâlâ’nin emir buyurdugu oruç nîmeti ile
kavusulur.

Oruç, fazîleti ve aslî gâyesi dâimî bir ibâdet suûru içinde nefs
engeliyle mücâdele etmek ve nefsi baski altinda tutarak te’sîrini
asgarîye indirebilmektir.

Oruç, hayat mücâdelesinde zarûrî olan "sabir, irâde, nefsî arzulardan
uzaklasma" gibi hallerin tâlimi ile ahlâkî durumumuzu kemâle erdirir.
Yine bu ibâdet, nefsin bitmez tükenmez arzularina karsi insanin seref
ve haysiyetini koruyucu bir kalkandir.

Yine oruç; sahibini, azm ü sebât, kanâat, hâle rizâ, metânet, sabir
gibi ahlâkî güzelliklere erdirmenin fazîleti ile beraber mahrûmiyyet ve
açlikla nîmetlerin kadrini hatirlatir ve bu vesîle ile yoksullarin
hallerini düsündürüp onlara merhamet ve sefkat hisleriyle yüreklerimizi
hassaslastirir. Sükrân duygularini canlandirir. Bu vasfiyla oruç,
sosyal hayattaki kin, hased, kiskançlik gibi kitleyi huzûrsuzluga bogan
menfîlikleri bertaraf etmekte en müessir bir ilâhî emirdir.

Ashâb-i kirâmin oruca karsi çok büyük ragbetleri vardi. Onlar,
tahammülü güç sicak günlerde dahî nâfile oruç tumaya gayret ederlerdi.
Bir kisminin, günes isiginin yakiciligindan korunacak ölçüde elbiseleri
bile yoktu. Elleri ile günes isigindan ve sicaktan korunmaya
çalisirlardi. Bütün bunlara ragmen büyük bir mânevî haz ve lezzet
içinde nâfile de olsa oruçlarini devam ettirirlerdi.

Sakîk-i Belhî buyurur:

"Ibâdeti lâyikiyla îfâ edebilmek, bir san’attir. Onun kazanç mekâni, halvet; vâsitasi ise açliktir."

O açlik ki, modern tipta bile diyet adiyla sihhatli kalmanin en birinci
sartidir. O açlik ki, tahammülü en zor olan bir mahrûmiyyettir. Rivâyet
olunur ki, nefis, yaratildigi zaman çesitli iptilâ ve mahrûmiyetlere
ragmen Cenâb-i Hakk’a {REF Sen sensin, ben benim..} deme cür’et ve
cehâletinde bulundu, ancak ve ancak açlik sebebiyle aczini kabûl etti.
Bu sebepledir ki, irâde terbiyesinde açliga katlanabilmek kadar müessir
baska bir husûs yoktur. Irâde ise, tabiî ve nefsânî meyillere karsi
koyabilmenin temel sartlarindan biridir.

Hazret-i Mevlânâ -kuddise sirruh- buyurur:

"Insanin asil gidâsi Allâh’in nûrudur. Ona asiri ten gidâsi vermek
lâyik degildir. Insanin asil gidâsi, ilâhî ask ve ilâhî akildir."

"Insan, asil rûhânî gidâsini unuttugu ve ten gidâsina düstügü için
huzûrsuzdur. Doymak bilmez. Ihtirasindan yüzü sararmis, ayaklari
titremekte, kalbi telasla çarpmaktadir. Nerede yeryüzü gidâsi, nerede
sonsuzlugun gidâsi?!."

"Allâh sehîdler için: {REF Riziklandilar} diye buyurdu. O mânevî gidâ için ne agiz, ne de cesed vardir."

Hazret-i Lokmân, ogluna söyle nasîhat ederdi:

"Miden doyunca, fikrin uykuya dalar, hikmet susar, âzâlar ibâdetten geri kalir."

Velîlerden bir zât söyle derdi:

"Çesit çesit yiyeceklerle midesini fesâda ugratan zâhidden Allâh’a siginirim."

Âise -radiyallâhü anhâ-:

"Melekût kapisini açmak için gayret edin!" demisti.

Sordular:

"–Ne ile?"

Mü’minlerin annesi söyle cevap verdi:

"–Açlik ve susuzlukla!"

Sayili günlerden ibaret olan oruç, yine sayili günlerden ibaren olan hayatimiza incelik, derinlik ve zerâfet kazandirir.

Çünkü tokluk, nefsânî arzulari tahrîk ederken; açlik, -çok had safhaya
varmadikça- tefekkür ve tehassüs melekesini güçlendirir. Bundan dolayi
akil hastalarina ilk tatbîk edilen tedâvî perhizdir.

Bununla beraber oruç, bir ibâdet oldugundan, sirf o gâye ile icrâ
edilmelidir. Onun faydalari gâye hâline getirilirse, oruç, ibâdet
olmaktan çikar. Yâni oruçlarimizda mide dolgunluklarini önlemek, kilo
vermek gibi gâyeler olmamalidir. Böyle oruçlarda rizâ-yi ilâhî
düsünülemez.

Bedenî hareketlerin faydasini kasdederek veya gaflet ve kasvet-i kalb ile kilinan namazlar bile bu kabîldendir.

Ibâdetler, yalniz rizâ-yi ilâhiyyeyi tahsîl gâyesi ile yapilir. Bu
gâyenin gerçeklesmesi için, kalbin seviye kazanmasi, hamliktan kurtulup
kemâle erismesi zarûrîdir.

Ramazan-i Serîfte Hazret-i Peygamber -sallâllâhü aleyhi ve sellem-’in
de tavsiyelerinde yer alan belli basli birtakim husûslara dikkat etmek
îcâb eder:

a. Kelime-i sehâdet,

b. Istigfâr ve zikir,

c. Cenneti tahsîl edebilmek için bolca amel-i sâlih,

d. Cehennemden kurtulus için harâmlardan ve kerâhetten sakinmak,

e. Imkânlar nisbetinde çokça hayir ve hasenatta bulunmak, kirik ve mahzûn kalblerin duâsini almak,

f. Oruçlu bir kimseye iftar ettirmek.

Ve emsâli...

Ramazan-i Serîf, mü’minlere fazîlet ve olgunluk kazandirabilecek ilâhî
bir rahmet mevsimidir. Oruçlu iken agiza bir sey girmemege dikkat
edildigi gibi agizdan çikan kelâma da dikkat edilmelidir. Dedikodu ve
incitmeden son derece sakinmali ve orucun fazîletini azaltmamalidir.

Allâh Rasûlü -sallâllâhü aleyhi ve sellem- buyurur:

"Oruç, oruçluya yakismayan seylerle zedelenmedikçe (tutan için) bir kalkandir."

Denildi ki:

"(Oruçlu) onu ne ile zedeler?"

Buyurdular:

"Yalan ve giybetle..." (Nesâî; Mu’cemu’l-Evsât)

Çünkü yalan ve giybet sahipleri, gündüzleri helâl yiyeceklerden
nefislerini mahrûm birakarak oruç tutarlar, ancak yalan ve giybetleri
sebebiyle de insan eti yiyerek mânen harâmla iftar etmis sayilirlar. Bu
sekilde zâhiren oruçlu olup mânen giybet sebebiyle iftar etmis olanlar
hakkinda Süfyân-i Sevrî Hazretleri, takvâ ölçülerine göre:

"Giybet edenin orucu bozulur." demistir.

Hazret-i Mücâhid de, ayni hassâsiyete binâen:

"Giybet ve yalan orucu bozar!" buyurmustur.

Yâni giybet edip yalan söyleyerek oruçlarini mânen sakatlayanlar,
orucun asil matlûb olan bir kisim yüksek fazîletinden tamamen mahrûm
kalirlar.

Bunun içindir ki, dünyâ gâyeleri ile bulandirilmis, riyâ, gösteris ve
gafletle kirlenmis oruçlar ve namazlar hakkkinda Hazret-i Peygamber
-sallâllâhü aleyhi ve sellem- Efendimiz söyle buyururlar:

"Nice oruç tutanlar vardir ki, kendisine orucundan kuru bir açliktan
baska bir sey kalmaz! Geceleri nice namaz (terâvih ve teheccüd)
kilanlar olur ki, namazlarindan kendilerine kalan yalniz
uykusuzluktur." (Taberânî)

Namazlar, bilhassa gece namazi olan terâvih ve teheccüdler, kalbe huzûr
saglamalidir. Bu mübârek ayda namazlara daha da itinâ etmeli, Kur’ân-i
Kerîm’i husû ile okumali, zikirle rûhumuzu inceltmeli, zekât ve
sadakalar ile de, vicdan huzûruna kavusmaliyiz. Kur’ân-i Kerîm Ramazan
ayinda dünyâ semâsina indirildigi için bu mübârek ayda Kur’ân
terbiyesine girmeli, o istikâmette ibâdetler degerlendirilmelidir.

Kur’ân-i Kerîm, asil kalble okunur. Gözün vazîfesi, kalbe gözlük olabilmektir.

Ramazan-i Serîf’in diger bir kiymeti de mü’minlere feyz ü bereket dolu
bir Kur’ân hayati yasatmasi bakimindan mütâlaa olunmalidir.

Ramazan-i Serîf, oruç ve Kur’ân arasinda ince bir râbita ve derin bir
yakinlik vardir. Hayat ve ölüm ögütlerini, Kur’ân-i Kerîm’den baska
hangi salâhiyetli kürsüden dinlemek mümkündür?

Hazret-i Peygamber -sallâllâhü aleyhi ve sellem-:

"Oruçla Kur’ân, kiyâmet gününde kula sefâat edecektir. Oruç, sabrin yarisidir." buyurmuslardir.

Orucun ecri Cenâb-i Hakk katinda mahfûzdur. Hadîs-i kudsîde buyurulur:

"Âdemoglunun her amel ve hareketi kendisine âiddir. Oruç ise böyle
degil! Çünkü o, benim içindir. (Çünkü ben yemem, içmem ve bütün beserî
sifatlardan münezzehim.) Dolayisiyla ben, onun mükâfâtini (husûsî bir
sekilde) bol bol verecegim."

Bu hadîs-i kudsînin ardindan Rasûlullâh -sallâllâhü aleyhi ve sellem-, söyle buyurdular:

"Oruçlunun sevinecegi iki ferâhlik vardir:

1. Iftâr ettigi zaman (Cenâb-i Hakk’in nîmetlerine kavustugu için) sevinir.

2. Rabbine kavustugunda da orucu berekâtiyla nâil oldugu yüksek derece için sevinir." (Buhârî)

Görüldügü üzere Cenâb-i Hakk, oruca olan ragbeti beyânin yaninda ona
verecegi mükâfat ve karsiligi, beserin oruca olan ragbetini te’mîn
zimninda sakli tutmustur. Tipki bir müsâbakada câzibeyi artirmak için
sakli tutulan çok büyük bir mükâfat gibi...

Oruç, nîmetlerin kadrini bildiren, sükrân hisleri uyandiran,
yoksullarin, çâresizlerin hâlinden anlama suûru veren, nefsânî arzu ve
temâyülleri bertaraf eden, maddenin esâretinden kurtarip "sabir"
denilen en yüksek ahlâkî bir meziyyete eristiren bir ibâdettir.

Ramazan-i Serîf orucu, terâvih namazi, sahur ve seher uyanikligi bakimindan çok mühimdir. Hadîs-i serîfde buyurulur:

"Allâh -celle celâlühû-, size Ramazan-i Serîf orucunu farz kilmistir.
Ben de gece namazini, terâvihi sünnet kildim. Eger bir kimse îmânli bir
yürekle ve sevabina ermek emeli ile Ramazan-i Serîf orucunu tutar,
terâvih namazini kilarsa, anadan dogdugu gibi günâhlarindan kurtulur."

Hâli ile oruç ve namazin îfâsinin kabûlünde kalbin seviye kazanmasi,
yâni "husû" sarttir. Namazlar, sür’atli kilinarak bir hazim vâsitasi
olmamalidir.

Ramazan-i Serîf’in hakîkatine erebilmek için o mevsime mahsûs olan
gufrân yagmurlarindan istifâde zarûrîdir. Zîrâ tasa veya denize yagan
nisan yagmurunun hiçbir fâidesi yoktur. Ancak takvâ nes’esiyle bu
sükrân ve gufrân faslinin tadini çikarabiliriz.

Allâh Rasûlü -sallâllâhü aleyhi ve sellem- buyurur:

"Ramazan ayi girdigi zaman cennet kapilari açilir; cehennem kapilari kilitlenir; seytanlar zincire vurulur." (Buhârî, Müslim)

Yâni beserî suçlar ve günâhlar, gerçek oruç tutanlarda en asgarî bir
seviyeye iner. Seytanin serri de biter. Ancak nefsin serrine dikkatli
olmak gerekir...

Hadîs-i serîfte buyurulur:

"Cennet seneden seneye Ramazan için süslenerek söyle der:

{Allâh’im! Bizim için bu ayda kullarindan bizde kalacak insanlar kil!..}......" (Taberânî)

Yine Rasûlullâh -sallâllâhü aleyhi ve sellem- buyurur:

"Oruç tutunuz ki, sihhat bulunuz!" (Taberânî)

"Iftari acele ediniz; sahûru geciktiriniz!.."

Oruçlarimizi sakatlayacak ihmâllerden kaçinmak îcâb eder. Öfkeden siddetle uzaklasmalidir.

Hadîs-i serîfde buyurulur:

"Oruç, sadece yemek, içmek vesaireden kesilmek degildir. Kâmil ve
sevabli oruç, ancak faydasiz laftan, bos vakit geçirmekten, kötü
söylemekten (dedikodudan) ve nefs-i emmârenin bütün temâyüllerinden
vazgeçmektir. Sâyet biri sana söver, yahut sana karsi câhilce herhangi
bir harekette bulunursa, kendi kendine: {_F deüphesiz ki ben
oruçluyum!} de; sabret!" (Hakim , Beyhakî)

Zîrâ Ramazan-i Serîf’in bir adi da {_F feehru’s-sabir}dir.

Sabir, güzel ahlâkin agirlik merkezidir. Îmânin yarisi, ferah ve
seâdetin anahtaridir. Cennet nîmetlerine kavusturan büyük bir nîmettir.

Dîn ve ahlâkda sabir, hosa gitmeyen ve izdirap veren hâdiseler
karsisinda muvâzeneyi bozmadan sükûnete bürünmek, Hakk’a teslîm
olmakdir.

Enbiyâ ve evliyâ, sabirla Allâh’in yardimina nâil oldular. Onlar bizim yüksek örneklerimiz olmalidir.

Sabrin dünyevî tarafi aci, âhiret tarafi çok parlaktir. Sabrin
acilarini sîneye çekenler, ebediyyet devleti olan cennete ve Allâh’in
rizâsina kavusurlar.

Her hâlukârda Allâh’in emir ve yasaklarindaki nîmet, hikmet ve ilâhî mükâfâtlari düsünmek, sabri kolaylastirir.

Sabrin ilk sarti da, hâdise ile ilk karsilasma zamaninda olmasidir. Tavi geçmis bir sabrin, fazla bir mükâfâti yoktur.

"Sabûr" ism-i serîfinin en güzel tecellî merkezi peygamberler ve
evliyâullâhdir. Nitekim onlardan bizlere intikâl eden en güzel ahlâk-i
seniyyeden biri olarak varlik ve darlik zamanlarinda sabir, çok
mühimdir.

***

Oruçlarimizi Allâh -celle celâlühû- beraberliginde tutmamiz için
"sahur, terâvih, zikir, Kur’ân ve duâ" gibi mânevî istinadlardan lezzet
almak îcâb eder.

Iftar zamani da, duâlarin kabûl oldugu ince bir vuslat demidir. Bunun
içindir ki, bu heyecanli anlarin birlikte yasanmasi da ayrica bir
rahmet ve huzûr kaynagidir. Hazret-i Peygamber -sallâllâhü aleyhi ve
sellem- buyururlar:

"Kim bir oruçluya iftar verirse, oruçlunun ecri gibi -oruçlunun sevabindan hiçbir sey eksilmeden- ecir alir." (Tirmizî)

Bu müjdeyi duyan ashâb-i kirâmin fakîrleri, Rasûlullâh -sallâllâhü
aleyhi ve sellem-’e gelerek kendilerinin zenginler gibi oruçluyu
doyuracak derecede iftâr yemegi vermeye güçlerinin yetmedigini hüzünle
arzettiklerinde de Allâh Rasûlü -sallâllâhü aleyhi ve sellem-, söyle
buyurdular:

"Kim bir oruçluyu bir hurma ile iftâr ettirirse veya bir içecek su ile
veya tadimlik bir süt ile iftâr ettirirse, Allâh Teâlâ, ona ayni sevabi
verir."

***

Nâfile oruçlarda ayri bir hassasiyet vardir. Zîrâ has kullarin amelinin
esasi sidktir. Bu da, niyyetin hâlisiyyeti ve nefsin tezkiyesi
nisbetindedir.

Bu husûsda gerek nâfile oruç tutmak, gerek oruçsuzluk, gerek oruç
tutmayanlarin israri ile nâfile orucu bozmak, gerekse bozmamak seklinde
saglam bir niyete bagli olan her amel efdaldir.û Saîd -radiyallâhü anh-
anlatir:

"Ben Rasûlullâh -sallâllâhü aleyhi ve sellem- ve ashâbi için bir yemek
hazirlamistim. Yemegi kendilerine takdîm edince, aralarindan bir kimse
çikip {REF Ben oruçluyum!} dedi. Bunun üzerine Allâh Rasûlü -sallâllâhü
aleyhi ve sellem-:

"–Kardesiniz sizi çagirdi ve sizin için hazirlik yapti. Simdi sen {REF
oruçluyum} diyorsun. Orucunu boz ve onu bir baska gün kazâ et!»
buyurdu." (Tirmizî, Ebû Dâvûd)

Orucu bozmamakla alâkali rivâyet ise söyledir:

"Rasûlullâh -sallâllâhü aleyhi ve sellem- ve ashâbi, Bilâl -radiyallâhü
anh-’in oruçlu oldugu bir mecliste yediler ve içtiler. Hazret-i
Peygamber -sallâllâhü aleyhi ve sellem-:

{ Biz rizkimizi yiyoruz.. Bilâl’in rizki ise cennettedir.} buyurdular." (Ibn-i Mâce)

Bu hadîs-i serîfler gösteriyor ki, niyet ve kalbin durumuna göre nâfile
orucu îcâb ettiginde bozup bozmamak husûsunda her iki davranis da
câizdir.

Amellerin degerlendirilmesi Allâh’a âiddir. Ömrün hayirlisi, O’nun
yaninda geçen ve O’nun ugrunda harcanandir. Insan, mezara indirilirken
fânî hayatin ancak hâtiralari ile gömülecektir. Mezarlar, amel-i
sâlihden baska hiçbir seyin giremedigi mekânlardir.

Allâh rizâsina uygun düsmeyen bir hayat, çöllerdeki seraplara benzer. Hakîkatten nasîbsiz hayâlden ibârettir.

Hadîs-i serîfde:

"Mü’min öldügü zaman, namazi bas ucunda, sadakasi saginda, oruç gögsünde bulunur." buyurulmasi, bunun en güzel bir delîlidir.

Allâh’in sonsuz kereminden umulur ki, Hazret-i Peygamber -sallâllâhü
aleyhi ve sellem-’in buyruklari sebebiyle bizlerin mübârek Ramazan
ayinin biraz daha fazla kiymetini bilmemize, ona daha fazla deger verip
daha fazla sevap islememize ve daha az günâha girmemize sebep olur.

Hadîs-i serîfde buyurulur:

"Eger insanlar, Ramazan-i Serîf’in ne oldugunu lâyikiyla bilselerdi, senenin tamaminin Ramazan olmasini arzu ederlerdi."

Günlerimiz mübârek, Ramazan-i Serîf’imiz makbûl olsun!..

_________________


Ahh…Yüregim eriyorken dilinde
Kavruk ve ürkek arzular diyarında
Ruhum esir düstü sana tutsagım yüreginde
En uzun gecemde en uzun siirim sana
Yüregi yüregime dokunan adam
benim babayüreklim ..
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://acelya.forumakers.com
 
Ramazan-i Serif ve Oruç
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Sağum-Oruç
» YetkinForumda kim oruç tutuyor, kimler tutmuyor??

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Acelya :: RAMAZAN ÖZEL-
Buraya geçin: